iCRA KURULU:  Dr.Baymirza HAYIT, Prof.Dr. Dursun YILDIRIM, Prof. Dr. Ahmet Bican ERCILASUN, Prof.Dr. Yumni SEZEN, Doçent.  Cemal ZEHIR, Gaz. Yazr. Rasim EKSI HUKUK DANISMANLARI: Av. Izzet CEMIL FIDAN, Av.Ilker TURNA, Av. Ömer YESILYURT, Av. Hakki KURTULUS, Av. Mehmet TASDELEN...    SITE SORUMLULARI:  Genel sorumlu: Erhan ÖZTUNC, Teknik Sorumlu: Naci ERKOVAN, Halkla Iliskiler: Melih YILMAZ...
  Hâlâ hesabınız Yok mu? Tıklayın! /
Sevgili Gönül dostu site sakini Kardeslerim...
gerek MHP gerekse ÜLKÜ OCAKLARIYLA ilgili yapilan yorumlarda mutlaka duyarli olmali,
hizip ve klik olacak yazilardan mutlaka kacinmaliyiz.
Eminimki kardeslerimiz bizi bu konuda anlayisla karsilayacaklardir.
BIR OLALIM IRI OLALIM DIRI OLALIM SELAM VE SAYGILARIMIZLA MEKANIM AILESI
   ........
   

    

Haberlesme


Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

Ana menü

 Haber Arşivi
 Gazeteler
 Misafir Defteri
 Kısa Mesajlar
 Arkadaşına öner
 Bize Yaz
 Site ici Genel Arama
 Anketler
 Üye Bilgilerim
 Özel Mesajlarim
 Günlügüm
 Üyelerin listesi
 Siirler
 Sayfalara Köprüler
 Yönetici Giriş
 Siteden Ayrilis
 Site Görevlileri
 Haber öner
 Animasyon ve videolar
 Müzikler
 İsimler ve Anlamları
 Kitap Tanitimi
 Youtube Videolari
 Resim Albümü
 TurkDevletleri
 Padisahlar
 Unutulan Gazetelerimizden
 Köşe Yazar Girişi
 Uye şikayetleri
 Atatürkün Hayatı
 Haberleşme

Istanbul a bakis

Şehri İstanbul

İl Haritası

Kuşbakışı

©mekanim.Net

Sözlük

Yedi dilde sözlük
Mekanim Sözlük
Dilden dile çeviri
Dilden:
Dile:
Ara

Yeni Şiirler

· Havuz Geyiği
(1 okuma)
· MUTLU SON
(5 okuma)
· Türk Olmak
(13 okuma)
· Sos- Yal
(12 okuma)
· zulm etmeyin
(17 okuma)
· KALK YİĞİDİM!
(26 okuma)
· Yaşayan Türkçülere Ağıt
(12 okuma)
· CAN SULTAN!!!
(18 okuma)
· Kınalı Kuzular
(9 okuma)
· Sayın Bakan 1
(10 okuma)

Toplam 1014 şiiri kayıtlı

Videolar

Türk Tarihi

Gn:: Naci
-: July 16, 2009 13:30
İzlenme: 331
izlenim: 0.00 Puanlar: 0

Ülkücü Sehitlerimiz

Gn:: Naci
-: 19th Nov 2007
İzlenme: 2195
izlenim: 23.00 Puanlar: 6

Akif e

Gn:: Naci
-: 06th Oct 2007
İzlenme: 2221
izlenim: 8.00 Puanlar: 2

Ant Şiiri

Gn:: Naci
-: 06th Oct 2007
İzlenme: 2500
izlenim: 10.00 Puanlar: 2

Çanakkale Şehitlerine

Gn:: Naci
-: 06th Oct 2007
İzlenme: 2515
izlenim: 0.00 Puanlar: 0

Tarih boyunca Türkler

Gn:: Naci
-: 06th Oct 2007
İzlenme: 2157
izlenim: 5.00 Puanlar: 1

Şanlı mirasımız Osmanlı

Gn:: Naci
-: 06th Oct 2007
İzlenme: 2343
izlenim: 8.00 Puanlar: 2

Cengiz Han 2

Gn:: Naci
-: 05th Oct 2007
İzlenme: 2309
izlenim: 0.00 Puanlar: 0

Cengiz Han 1

Gn:: Naci
-: 05th Oct 2007
İzlenme: 2191
izlenim: 0.00 Puanlar: 0

Fatih Sultan Mehmet Han

Gn:: Naci
-: 05th Oct 2007
İzlenme: 2507
izlenim: 5.00 Puanlar: 1

Mekanim.de :: Başlığı Görüntüle - Çok İlginç Bir Modelleme
 Pano KılavuzuPano Kılavuzu   AramaArama   GruplarGruplar   HesabınızHesabınız   Oturum AçOturum Aç 

Çok İlginç Bir Modelleme

 
Yeni Başlık Gönder   Bu başlık kilitlenmiştir; cevap yazamaz, mesajları değiştiremezsiniz    Mesaj Panosu -> Türk Dili ve Edebiyati Türk Dili ve Edebiyati
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
muharremayten
Ülkü Eri
Ülkü Eri



Kayıt: Dec 09, 2004
Mesajlar: 152
Şehir: İstanbul

turkey.gif

Seviye : 11
G.M.: 0 / 272  
 0%
T.M.: 130 / 130  
 100%
S.Y.S: 10 / 25  
 40%


Durum:

MesajTarih: 11.03.2005 17:36   Mesaj konusu: Çok İlginç Bir Modelleme  Alıntıyla Cevap Gönder

Bu konuyu facebook'ta paylasin!
Bu yazıyı dikkatle okuyun... Özellikle iktisat, istatistik, matematik ve programlama ile ilgilenenler... Türkçe'nin bilimselliği üzerine yayınlanmış bir makale, posta kutuma düşen bu çalışmanın yazarını araştırdım ama bulamadım.


TÜRKÇE ÜZERİNE MATEMATİK MODELLEMELER



Türkçe üzerine bir matematik modelleme ve bunun olası sosyal
yansımaları üzerine bir zihin jimnastiği.
"Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. Türkçe'yi en
zengin
kullananlardan Yaşar Kemal'in romanları 3.500 kelimeyi geçmez" görüşü
çok
yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe'nin Fransızca'ya oranla daha
az
sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce'ye, Almanca'ya, İspanyolca'ya
oranla da
daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçe'nin daha
yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! Çünkü Türkçe az sözcük ile çok
şey
anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı
dokunmaz ancak, gereği yoktur.

Başka bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlüğü
açtığında,
aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe
karşılığında
çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi
görünebilir, oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller
kelimelerin
statik olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup
çıkarmaya,
yani dinamik anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçe'de anlamları sözlükteki
tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Tam bu
noktada, Türkçe'nin, referans olmak üzere sadece gerektiği kadarı
sözlüklere
alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile öne sürülebilir.

İngilizce-Türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient" ın
karşısında
hep "hasta" yazar. Bu bağlamda İngilizce'nin üç kat daha fazla sözcük
içerdiği söylenirse bu doğrudur. Ancak, aradaki farkların Türkçe'de
vurgulanamadığı söylenmeye kalkılırsa bu yanlış olur: "doktor falanca
beyin
hastası olmak", "böbrek hastası olmak", "Internet hastası olmak",
"filanca
şarkının hastası olmak" arasındaki farkı Türkçe konuşan herkes bir
çırpıda
anlar. Bunun nasıl olabildiğini görmek zor değildir. Bir kalem alıp,
alt
alta:

3 + 5 =

12 + 5 =

38 + 5 =

yazmak, sonra da bunları toplamak yeterlidir. Hepsinde aynı "+ 5"
yazdığı halde sonuçlar farklı çıkıyorsa, Türkçe'de de hepsinde aynı
"hastası
olmak" ifadesi geçtiği halde sonuçlar farklı olacaktır. Türkçe'nin az
araç
ile çok iş yapmasının sırrı matematikte yatar. 0 dan 9 a kadar 10 tane
rakam, artı, eksi, çarpı, bölü dört işlem işareti ve bir ondalık ayracı
virgül, yani topu, topu 15 simge ile sonsuz sayıda işlem yapılabilir.
Türkçe
de benzer özellikler gösterir. Türkçe matematiğe dayalı olmaktan da
öte,
neredeyse matematiğin kılık değiştirmiş halidir.

Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasıl
çoğul
yapılacağının öğrenilmiş olması, henüz varlığı bile bilinmeyen, 5 yıl
sonra
Türkçe'ye girecek fiillerin nasıl çekileceğinin ve 300 yıl önce
unutulmuş
kelimelerin çoğullarının ne olduğunun biliniyor olması demektir. Bu
tıpkı
birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasıl çözüleceği
öğrenildiğinde, sadece x = 6, y = 23 olan denklemlerin değil, aynı
dereceden
bütün denklemlerin nasıl çözüleceğinin öğrenilmiş olması gibidir. Oysa
sözgelimi İngilizce'de "go", " went" olurken "do", "did" olur. Çoğul
ekleri
için de durum aynıdır: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" değil
"boots"
olur. Bunun tutarlı bir iç mantığı yoktur, tek çare böyle olduklarının
bellenmesidir.

Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik
kuralları
öğrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da
ses
uyumu gereği alma olması gereken meyve isminin elma biçimine dönmesi
gibi
birkaç minör istisnadır. Kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin
Türk
olduğuna inanmayı zorlaştıracak kadar güçlü ve kesindir.

Bu noktadan sonra, anlatılanları matematik olarak formüle
etmek,
aradaki ilişkiyi somutlaştırabilmek açısından yararlı olacaktır. Bunu
yapmanın en kolay yolu ikili sayı sistemini kullanmak olduğu için de
yalnızca 0 ve 1 leri kullanmak yeterlidir. İzleyen örneklerde [1 = var]
ve
[0 = yok] anlamında kullanılmışlardır.

KELİME KÖKÜ
ÇOĞUL EKİ
MATEMATİK İFADE

ev

1.0

ev
ler
1.1


ler
0.1


Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit olduğu varsayılabilir
(ileride
bit sayısı artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var;
çoğul
eki yok), çoğul olanlar ise 1.1 dir (kelime kökü var; çoğul eki var).
Bu
kural hiç değişmemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de başka hiç
bir
dilde yapılamayacak bir şey yapılıp, olmayan bir kelimenin çoğulu dahi
söylenebilir (0.1). Birisi karşısındakine sadece "ler" dediğinde,
alacağı
tepki: "anladık ler de, neler?" türünden bir cevap olacaktır. Bir
şeylerin
çoğulunun söylendiği bellidir de, neyin çoğulunun kastedildiği açık
değildir.

VURGULAMA
SIFAT KÖKÜ
ZAYIFLATMA
MATEMATİK İFADE


kırmızı

0.1.0

kıp
kırmızı

1.1.0


kırmızı
msı
0.1.1

kıp
kırmızı
msı
1.1.1


Türkçe'deki sıfatların anlamını kuvvetlendirmeye veya
zayıflatmaya
yarayan bu kural da hiç değişmez Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiç
bir
sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmiş hem de zayıflatılmış garip
sıfatlar bile türetilebilir. "Güneş doğmazdan az önce ufuk
kıpkırmızımsı
(kıp + kırmızı + msı; [1.1.1]) bir renk aldı" dendiğinde, herkes neyin
kastedildiğini anlayacaktır. Çünkü ayaküstü türetilen b u sıfat, hiç bir
sözlükte yer almaz ama, Türkçe konuşan herkesin çok iyi bildiği bu
kurala
uygundur.

Fiil çekimlerinde de işler farklı değildir. Burada zorunlu
olarak
kişi için 3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanılacak. Çoklu bit
grupları
şunları ifade edecek:

011 = ben

010 = sen

000 = o

111 = biz

110 = siz

100 = onlar

-------------

00 = geniş zaman

11 = şimdiki zaman

10 = gelecek zaman

01 = geçmiş zaman

KÖK
YETERLİLİK
OLUMSUZ
ZAMAN
HİKAYE
RİVAYET
KİŞİ
MATEMATİK İFADE

oku
(y)abil

di


m
1.1.0.01.0.0.011

oku
(y)a
ma
z

mış
sın
1.1.1.00.0.1.010

gel

me
(y)ecek
ti


1.0.1.10.1.0.000

git

me
di


k
1.0.1.01.0.0.111

şaşır
abil

ecek
ti

niz
1.1.0.10.1.0.110

bil


(i)yor


lar
1.0.0.11.0.0.100


Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapılıp geçmiş zaman "di'li
geçmiş" ve "miş'li geçmiş" olarak ikiye ayrılabilir, soru bileşkeni
için
ayrı bir bit eklenebilir, emir ve şart kipleri de işin içine
katılabilir
ancak, sonuç değişmezdi.

Cümleleri oluşturan öğelerin (özne, nesne, yüklem, vb...)
sıralaması
da rastgele değildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (şiddeti
giderek
artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil)
üzerindedir. Diğer öğelerin önemi, yükleme olan yakınlık/uzaklık
konumları
ile belirlenir. Yükleme yakınlaşıldıkça önem artar. Gene matematiksel
olarak
ele almak gerekirse, cümleyi oluşturan her bir öğenin toplam öğe sayısı
kadar haneden oluşan bir matematik değere sahip olduğu varsayılabilir.
"Dün
Ahmet camı kırdı" cümlesi 4 öğeden oluşmaktadır; o halde her öğe 4
haneli
bir değere sahip olacak, ilk öğe en düşük, son öğe ise en yüksek değeri
taşıyacaktır.

CÜMLE
MATEMATİK DEĞER
0001
MATEMATİK DEĞER
0011
MATEMATİK DEĞER
0111
MATEMATİK DEĞER
1111

1
Dün
Ahmet
camı
kırdı.

2
Dün
camı
Ahmet
kırdı.

3
Ahmet
dün
camı
kırdı.

4
Ahmet
camı
dün
kırdı.

5
Camı
dün
Ahmet
kırdı.

6
Camı
Ahmet
dün
kırdı.


Şimdi tablodaki cümleler tek, tek ele alınabilir

1. cümle: Dün Ahmet bir iş yaptı ve bu camı kırmak oldu.

2. cümle: Dün kırılan camı başkası değil Ahmet kırdı (suçlu
Ahmet!).

3. cümle: Ahmet'in dünkü işi camı kırmak oldu (belki önceki gün
kitap okumuştu).

4. cümle: Ahmet camı herhangi bir zaman değil, dün kırdı (yarın
kırması gerekiyor olabilirdi).

5. cümle: Cam düne kadar sağlamdı, kırılmasının suçlusu ise
Ahmet.

6. cümle: Camı Ahmet zaten kıracaktı, bunu dün yaptı.

Cümleyi oluşturan öğeler kesinlikle aynı kalırken (cam hep 'i'
haliyle 'camı' olarak kaldı; fiil hep 3. tekil şahıs, di'li geçmiş
zamanda
çekildi, vb.) sadece yerlerinin değişmesi cümlelerin anlamlarını da
değiştirdi. Her cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden
daha
fazla, 1111 ise hepsinden daha fazla önem taşıdı. Anlamı belirleyen de
zaten
her bir öğenin matematik değeri oldu.

Kelimelerin statik anlamlar taşıdıkları dillerde, zaman
belirtecinin
(dün) yeri değiştirilerek elde edilebilecek 2 çeşitlemenin dışında
diğer
anlamları vermek için kip değiştirmek (edilgen kip - passive mode
kullanmak)
veya araya açıklayıcı başka kelimeler eklemek gerekir. Türkçe
konuşanlar ise
her bir cümlenin diğerinden farkını derhal anlarlar.

Matematik ile olan alış-veriş yalnızca verilen örneklerle
sınırlı
değildir. Türkçe'nin ne tarafı ele alınsa bu ilişki ile yüz, yüze
gelinir.

Türkçe'nin bu özelliğini "İnsanlar kendilerine ulaşan mesajları
nasıl anlarlar? Bunun kullanılan dil ile bir ilgisi var mıdır? Bir
Fransız,
bir İngiliz, bir Türk aynı mesajı kendi ana dillerinde alsalar,
birbirleri
ile aynı şekilde mi, yoksa farklı mı algılarlar? Eğer dilin algılamayla
ilgisi varsa, işin içine bir dil karışmadığında yani sözgelimi bir
pantomim
gösterisi izlenir veya üzerinde hiç yazı olmayan bir afişe bakılırken,
dil
ile ilgili bu alışkanlıklar nasıl etki ederler?" türünden sorulara
yanıt
ararken fark ettim. Bu özellik konuya ilgi ve sabırla yaklaşıp, bakmayı
bilen herkesin görebileceği kadar açık. O nedenle, bu güne kadar
kesinlikle
başkaları tarafından da görülmüş olmalı. "Türkçe çok lastikli, nereye
çeksen
oraya gidiyor" diyenler de aslında, hayal meyal bu özelliği fark eder
gibi
olup, ne olduğunu tam adlandıramayanlardır.

Türkçe teknik açıdan mükemmel bir dildir. Bu mükemmelliğin
nedeni
matematik ile olan iç içeliktir. Keza, ne yazık ki Türkçe'nin, bu dili
konuşanlara kurduğu tuzak ta buradadır.

Kentli - köylü, eğitimli - eğitimsiz, doğulu - batılı, vb...
kültür
çatışmaları dünyanın her yerinde vardır. Gene dünyanın her yerinde iyi,
kötü
işleyen bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci bu çatışmayı
kendi
içinde bir takım sentezlere götürür. Türkiye bu açıdan dünya genelinin
biraz
dışındadır. Bizde "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci ya hiç
çalışmaz,
ya da akıl almaz bir yavaşlıkta çalışır. Sorun, başka sebeplerin yanı
sıra
kullandığımız dilden de kaynaklanmaktadır. Düşünme, kendi kendine
sözsüz
konuşma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin kişilerin
düşünce
yapısı üzerinde etkili olduğunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi
anadillerinde düşünürler. Türklerin büyük paradoksu işte buradadır.
Teknik
açıdan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi dışımızdaki dünyayı
kendimizce
değiştirmeden, olduğu gibi algılamaktaki en büyük engelimizi
oluşturmaktadır.

Örneğin, Türkiye dışına yabancı işçi olarak giden ilk nesil
gerek
bulundukları ülkenin dilini öğrenme, gerekse oradaki yaşam biçimine
ayak
uydurma konusunda muhteşem bir direniş gösterdiler. Bu direnişin
boyutları o
denli büyük oldu ki, başka hiç bir diasporada gözlenmeyen gelişmeler
yaşandı. Türk diasporası, gettolaşıp kendi kültürünü gene kendi içine
kapanık bir çevrede yaşayacak yerde, kendi kültür kurumlarını o ülkeye
ithal
etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri kabul edilen
İspanyollar,
gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarını taşımakla
yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden çok) televizyon
kanalları ve hatta kendi fast-food'ları (lahmacun, döner, vs...) oldu
Bunları başaran insanların yeteneksiz olduklarına, uyum sağlamayı da bu
yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azından adil
ve
gerçekçi olamaz. Keza, böylesine önemli bir kültür direnişi
gösterenlerin,
orada doğan çocuklarını eğitirlerken, bunca sahip çıktıkları
kültürlerini
göz ardı etmiş olmaları da düşünülemez. Ancak gözlemlenen o ki, orada
doğan
ikinci nesil, gene sözgelimi İspanyollar arasında hiç görülmediği kadar
hızla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki Türkçe'nin yanı sıra okulda
öğrenilen ve ev dışında yaşanan, o ülkenin dili faktöründe aramak çok
yanıltıcı olmayacaktır.


Biz Türkler, konuşmayı öğrenirken (tıpkı sick, ill, patient
örneğinde olduğu gibi) farklı durumların farklı kavramlar oluşturduğunu, bu
farklı
kavramların da farklı adları olması gerektiğini öğrenmeyiz. Aynı adı
taşıyan
farklı kavramları birbirinden ayırmaya yarayacak sezgisel
(sezgisel =>doğal=> matemetiksel) yöntemin kurallarını öğrenmeye başlarız. Sezgiselliğe
şartlanmış beyinler ise dış dünyayı hiçbir değişikliğe uğratmadan,
olduğu
gibi algılamayı bilemediklerinden, bildikleri tek yönteme yani
kendilerince
anlam çıkarsamaya veya başka bir ifadeyle "sezdikleri gibi algılamaya"
yönelirler.

Algıladıkları kavramların tümü kendi çıkarsamaları
doğrultusunda
şekillenmiş olan, kendilerince tanımlanmış bir dünyada yaşayan
insanlara
ulaşan mesajlardaki kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek" algılanabilir?
Üzerinde emek harcanmaya değer temel sorulardan biri budur. Bu sorunun
yanıtı belirginleştikçe, neden batıdaki sistemlerin bir türlü
Türkiye'de
oluşturulamadığı sorusunun yanıtı da belirginlik kazanabilir.

Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum
kuşkusuz tüm iletişim alanları için geçerlidir. Yunus Emre'nin okuması,
yazması olmayan göçebe Türkmen boyları arasında 700 yıl boyunca bir
nesilden
diğerine büyük bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarılmasının
ardında Türkçe'nin sezgiselliğini sonuna kadar kullanmadaki becerisi
vardır.
Tanzimat ve Cumhuriyet aydınlarının bir türlü geniş kitlelere seslerini
duyuramamalarının nedeni de gene aynı denklemin içinde aranmalıdır.
Fransız
gibi, Alman gibi düşünmeyi öğrenenler, meramlarını anlatırken bunu yeni
öğrendikleri düşünce sistematiği içinde yapmaya kalkışmış ve Türk gibi
anlatmayı becerememiş olduklarından başarısız kalmışlardır.


Mesajlar sadece algılanabildikleri kadar etkili olurlar.
Mesajları
üretenlerin kendi konularına ne kadar hakim oldukları mesajın bütünlüğü
açısından önemlidir ama, hitap edilen kişilerin kendilerine yönelen
mesajları nasıl algıladıkları her şeyden daha önemlidir.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSNM
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Bu başlık kilitlenmiştir; cevap yazamaz, mesajları değiştiremezsiniz    Mesaj Panosu -> Türk Dili ve Edebiyati Tüm saatler GMT +3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001-2003 phpBB Group
phpBB port v2.0.7 based on Tom Nitzschner's phpbb2.0.6 upgraded to phpBB 2.0.7 standalone was developed and tested by:
ChatServ, mikem,
and Paul Laudanski (aka Zhen-Xjell).

Version 2.0.7 by Nuke Cops © 2004 http://www.nukecops.com
 




sitemiz PHP-Nuke kodlarına sahiptir. GNU/GPL lisansı dağıtılan ?cretsiz yazılımdır.